Bilgi Enflasyonu
Bilginin çoğaldıkça nasıl değersizleştiğini ve düşünceyi nasıl felç ettiğini ele alır. Bu metin, bilginin değil ayırt etme yetisinin gerçek güç haline geldiği çağın bir analizidir.
Bilginin çoğaldıkça nasıl değersizleştiğini ve düşünceyi nasıl felç ettiğini ele alır. Bu metin, bilginin değil ayırt etme yetisinin gerçek güç haline geldiği çağın bir analizidir.
1999 yılında Balıkesir’de doğdum. Eğitim hayatım Edremit’te başladı ve uzun süre orada devam etti. Üniversite öğrenimimi Manisa Celal Bayar Üniversitesi İşletme bölümünde tamamladım. Bu yıllar boyunca ilgim giderek finans alanında yoğunlaştı. Piyasalarla kurduğum ilişki yalnızca teorik düzeyde kalmadı; kendi portföyüm ve yakın çevremin yatırımları üzerinden sorumluluk alarak, aldığım kararların sonuçlarıyla doğrudan yüzleştim. Finans, benim için soyut bir disiplin değil, hataların bedelinin olduğu somut bir alan hâline geldi. Aynı üniversitede finans alanında yüksek lisansımı tamamladım. Bu süreçte yatırım stratejileri ve kripto varlıkları merkeze alan çalışmam, akademik bir gereklilikten çok, uzun süredir üzerinde düşündüğüm bir alanı derli toplu bir zemine oturtma ihtiyacının sonucuydu. Bu çalışma zamanla kitaplaşan bir metne dönüştü.
Yüksek lisans sürecimde babamı kaybettim. Bu kayıp, hayatımda yalnızca duygusal değil, düşünsel bir kırılma yarattı. O noktadan itibaren birçok şeye daha doğrudan, daha filtresiz bakmaya başladım. Teoride doğru görünenle, hayatta karşılığı olan arasındaki fark benim için belirginleşti. Gerçekliğin çoğu zaman anlatıldığı kadar masum ve adil olmadığını bizzat deneyimleyerek öğrendim. Bu kırılmayla birlikte felsefi okumalarım derinleşti. Aslında hiçbir zaman öğretilmiş olanla yetinen biri olmadım. Bana sunulan çerçeveleri genişletmekle ilgilenmiyorum; çoğunu baştan geçersiz saymak daha dürüst geliyor. Düşünsel hattım, kulağa hoş gelen teorilerden değil, rahatsız edici olsa bile pratik karşılığı olan gerçeklerden besleniyor. İnsana, topluma ve kararlara dair meseleleri ideal olan üzerinden değil, olan üzerinden düşünmeye çalışıyorum. Benim durduğum yer burası.
Bana sunulan anlatılar insanı ve dünyayı çoğu zaman olduğundan daha düzenli ve daha masum gösteriyor. Bu anlatılarla aramda bilinçli bir mesafe var. Yazdıklarım bu mesafeden doğuyor. Yazı benim için rahatlatıcı bir alan değil; çoğu zaman rahatsız edici bir yüzleşme zemini. Metinlerim rahatça okunup kenara konmak için değil, zihinde yer açmak için yerinden oynatılması gereken yapılardır. Bu yüzden yazdıklarım ikna etmeye değil, teşhis koymaya yakındır. Teşhis konulan yerin direnç ve itiraz üretmesi benim için bir sorun değildir. Uzun vadede ilgimi çeken şey, modern düşünce tarihinde parçalar hâlinde sezilmiş maarif sistematik biçimde kurulmamış bir yapının eksikliğidir. İnsanın ne olduğu ve kararlarının arkasında neyin yattığına dair bu boşluk, ileride ortaya koymayı hedeflediğim ana çalışmamın zeminini oluşturuyor. Amacım yeni bir hikâye anlatmak değil; mevcut olanın arkasındaki matematiği görünür kılmak.