MANIFESTO ORIGINS HAKKIMDA TEMAS
ÜSTE ÇIK
Kutay Ergür

KUTAY ERGÜR

The Origin

MANIFESTO

Bu manifesto bir davet değildir. Bir açıklama değildir. Bir çağrı değildir. Bir topluluk vaadi değildir. Bir kimlik inşası değildir. Bu blog herkese açık olabilir. Ama herkes için değildir. Burada teselli yoktur. Burada anlaşılmak gibi bir talep hiç yoktur. Burada ahlak yok. İdeoloji yok. İyi hissettirme duygusu yok. Bu manifesto beynini veri depolayan bir refleks haline getiren tüm düşünsel kıtlığa karşı bir savaş ilanıdır. Ezberi düşünce sananlara, veri biriktirmeyi kavrayışla karıştıranlara… Ben, düşünmeyi başkalarından devralanlarla aynı yerde durmam. Aksine tam karşılarında durmak benim başlangıç noktam ve yegane pozisyonumdur. Öğretilmiş olanı kutsayan, aktarılanı sorgulamadan içselleştiren zihinlerle ortak bir zeminim yoktur. Metinlerim yol göstermez, yolu söküp atar. Burada olan şey bir söküm işlemidir. İnsanın kendisiyle kurduğu yalanlı ilişkiyi parçalara ayırırım. Konfor arayan biri için burası yanlış bir kapıdır. Bu manifesto umut vermez. Çünkü umut, gerçekle yüzleşemeyenlerin zamana havale ettiği bir kaçıştır. Ben gerçekliğin en koyu tonuyla ilgiliyim. Rahatsız edici olduğu için değil, doğru olduğu için. Gerçeklik yalındır ama serttir. Ben onu yumuşatmam. Eğip bükmem. Olduğu haliyle masaya koyarım. Gerçeklik, herkesin istediği şey değildir. İnsan masal ister, anlam ister, ideoloji ister. Ben hiçbirini vermem. Ben insanı yüceltmem. İnsanı romantize etmem. İnsanı merkez almam. İnsanı çözerim. İnsanı aşağılamak gibi bir niyetim de yok. Ben insanı olduğu yere indiririm. Ve bu çoğu insan için aşağılanmaktan ayırt edilemez. Bu yüzden okurla aramda eşitlik yoktur. Zaten eşitlik fikri de başka bir masaldır. Metinlerimde herkes sınanır. Dayanabilen kalır. Dayanamayan ya saldırır ya da kaçar. İkisi de beklenen tepkilerdir. Teşhis konulan yer acır. Direnç ve savunma üretir. İnsanlar bu yüzden ya metni küçümser ya da yazanı hedef alır. Çünkü gerçekle baş edemeyen zihin, kaynağı yok etmeye çalışır. Bu refleksi iyi tanırım. Hesaba katılmıştır.

ORIGINS

Bilgi Enflasyonu

Bilginin çoğaldıkça nasıl değersizleştiğini ve düşünceyi nasıl felç ettiğini ele alır. Bu metin, bilginin değil ayırt etme yetisinin gerçek güç haline geldiği çağın bir analizidir.

HAKKIMDA

Kutay Ergür

1999 yılında Balıkesir’de doğdum. Eğitim hayatım Edremit’te başladı ve uzun süre orada devam etti. Üniversite öğrenimimi Manisa Celal Bayar Üniversitesi İşletme bölümünde tamamladım. Bu yıllar boyunca ilgim giderek finans alanında yoğunlaştı. Piyasalarla kurduğum ilişki yalnızca teorik düzeyde kalmadı; kendi portföyüm ve yakın çevremin yatırımları üzerinden sorumluluk alarak, aldığım kararların sonuçlarıyla doğrudan yüzleştim. Finans, benim için soyut bir disiplin değil, hataların bedelinin olduğu somut bir alan hâline geldi. Aynı üniversitede finans alanında yüksek lisansımı tamamladım. Bu süreçte yatırım stratejileri ve kripto varlıkları merkeze alan çalışmam, akademik bir gereklilikten çok, uzun süredir üzerinde düşündüğüm bir alanı derli toplu bir zemine oturtma ihtiyacının sonucuydu. Bu çalışma zamanla kitaplaşan bir metne dönüştü.

Yüksek lisans sürecimde babamı kaybettim. Bu kayıp, hayatımda yalnızca duygusal değil, düşünsel bir kırılma yarattı. O noktadan itibaren birçok şeye daha doğrudan, daha filtresiz bakmaya başladım. Teoride doğru görünenle, hayatta karşılığı olan arasındaki fark benim için belirginleşti. Gerçekliğin çoğu zaman anlatıldığı kadar masum ve adil olmadığını bizzat deneyimleyerek öğrendim. Bu kırılmayla birlikte felsefi okumalarım derinleşti. Aslında hiçbir zaman öğretilmiş olanla yetinen biri olmadım. Bana sunulan çerçeveleri genişletmekle ilgilenmiyorum; çoğunu baştan geçersiz saymak daha dürüst geliyor. Düşünsel hattım, kulağa hoş gelen teorilerden değil, rahatsız edici olsa bile pratik karşılığı olan gerçeklerden besleniyor. İnsana, topluma ve kararlara dair meseleleri ideal olan üzerinden değil, olan üzerinden düşünmeye çalışıyorum. Benim durduğum yer burası.

Bana sunulan anlatılar insanı ve dünyayı çoğu zaman olduğundan daha düzenli ve daha masum gösteriyor. Bu anlatılarla aramda bilinçli bir mesafe var. Yazdıklarım bu mesafeden doğuyor. Yazı benim için rahatlatıcı bir alan değil; çoğu zaman rahatsız edici bir yüzleşme zemini. Metinlerim rahatça okunup kenara konmak için değil, zihinde yer açmak için yerinden oynatılması gereken yapılardır. Bu yüzden yazdıklarım ikna etmeye değil, teşhis koymaya yakındır. Teşhis konulan yerin direnç ve itiraz üretmesi benim için bir sorun değildir. Uzun vadede ilgimi çeken şey, modern düşünce tarihinde parçalar hâlinde sezilmiş maarif sistematik biçimde kurulmamış bir yapının eksikliğidir. İnsanın ne olduğu ve kararlarının arkasında neyin yattığına dair bu boşluk, ileride ortaya koymayı hedeflediğim ana çalışmamın zeminini oluşturuyor. Amacım yeni bir hikâye anlatmak değil; mevcut olanın arkasındaki matematiği görünür kılmak.

TEMAS

E-POSTA INSTAGRAM X / TWITTER